Showing posts with label Presentations. Show all posts
Showing posts with label Presentations. Show all posts

Thursday, July 23, 2026

ICAP 2026

Relationships Between Turkish Preschool Children’s Problem Behavior, Temperament, and Parental Self-Efficacy

Zeynep Özdoğru and Asil Ali Özdoğru

Early childhood years are foundational in children's social, emotional, and behavioral development. Problem behaviors among preschool children can present a great challenge for parents at home and teachers in early learning environments. In order to provide effective support strategies for children, parents, and teachers, factors associated with behavioral problems should be explored in different cultures. This study aimed to investigate the relationships between problem behaviors, temperamental traits, and parental self-efficacy among Turkish preschool children. Sample of the study consisted of 79 children (47 girls and 32 boys) between the ages of 52 and 81 months (M=67.21, SD=7.34) attending two public preschools in İstanbul. For each child, their parents completed Temperament Scale for Children and their teachers completed Problem Behavior scale of the Preschool and Kindergarten Behavior Scales. Parents also completed Berkeley Parenting Self-Efficacy Scale-Revised. Correlation analyses showed that while there was no significant relationship between children's problem behavior and parental self-efficacy, there were significant relationships between children's problem behavior and temperament as well as parental self-efficacy and temperament. Out of the seven temperamental traits, the two were correlated with problem behaviors and five were correlated with parental self-efficacy. Findings of the study shows that young children's temperamental characteristics play an important role in the development of their behavioral problems as well as their parents' self-efficacy. Parents and early childhood professionals can learn more about temperamental traits and self-efficacy in their management of child problem behavior.

Citation: Özdoğru, Z., & Özdoğru, A. A. (2026, July 21-25). Relationships between Turkish preschool children’s problem behavior, temperament, and parental self-efficacy [Conference presentation]. 31st International Congress of Applied Psychology, Florence, Italy. https://www.icap2026.org/

Friday, October 03, 2025

UPK 2025

Üniversite Öğrencilerinde Epistemolojik İnanç ve Yansıtıcı Düşünme ile Çevrim içi Öğrenme Tutumları Arasındaki İlişkiler

Ayşegül Can ve Asil Ali Özdoğru

Giriş ve Amaç: Ergenlik ve genç yetişkinlik döneminde gelişen soyut ve soyut ötesi düşünme becerileri bilişsel gelişim ve öğrenme süreçleri açısından oldukça önemlidir. Soyut ötesi düşünme biçimleri arasında yer alan yansıtıcı düşünme mevcut bilgiler üzerine düşünerek yeni bilgilere ulaşma yeteneğini içerir. Üst bilişsel süreçlerle ilişkili olan epistemolojik inanç ise bilginin ne olup olmadığı ve öğrenmenin nasıl oluştuğuna ilişkin inançları kapsar. Yetişkinlerin yaşamında yükseköğrenim ve uzaktan eğitim geçmişe kıyasla çok daha yaygınlaştığı için bireylerin çevrim içi öğrenmeye yönelik tutumları ve ilişkili özelliklerin araştırılması büyük önem taşımaktadır. Bu amaçla bu çalışmada üniversite öğrencilerinde yansıtıcı düşünme ve epistemolojik inançların çevrim içi öğrenme tutumlarıyla ilişkisi incelenmiştir. Yöntem: İlişkisel tarama yönteminde tasarlanan bu kesitsel çalışmada çevrim içi anket tekniği ve uygun örnekleme yöntemiyle veri toplanmıştır. Çalışmaya farklı üniversite ve fakültelerde öğrenim gören yaşları 25 ila 48 arasında değişen 100 kadın ve 37 erkek öğrenci katılmıştır (Ort. = 23,35; S = 5,79). Çevrim içi anket uygulamasıyla katılımcılara kişisel bilgi formuyla birlikte Epistemolojik İnanç Ölçeği (EİÖ), Yansıtıcı Düşünme Düzeyini Belirleme Ölçeği (YDDBÖ) ve Çevrimiçi Öğrenme Tutum Ölçeği (ÇÖTÖ) uygulanmıştır. Veriler güvenirlik ve normallik analizleriyle incelendikten sonra parametrik ve parametrik olmayan hipotez testleriyle analiz edilmiştir. Bulgular: EİÖ alt ölçek puanları ile yaş ve genel not ortalaması arasında negatif bir korelasyon görülmüştür. YDDBÖ ve ÇÖTÖ alt ölçek puanları sınıf düzeyleri arasında anlamlı farklar gösterirken YDDBÖ alt ölçek ve genel puanları genel not ortalaması ile pozitif korelasyon göstermiştir. Üç ölçeğin puanları arasında anlamlı korelasyon ilişkileri olduğu bulunmakla birlikte yapılan regresyon analizinde EİÖ ve YDDBÖ puanlarının ÇÖTÖ puanlarının anlamlı düzeyde yordadığı görülmüştür. Tartışma ve Sonuç: Çalışmanın bulguları üniversite öğrencilerinde epistemolojik inanç, yansıtıcı düşünme ve çevrim içi öğrenme tutumlarının demografik değişkenlerle ve birbirleriyle ilişki içinde olduğunu göstermektedir. Genç yetişkinlerin çevrim içi öğrenmeye yönelik tutumları epistemolojik inanç ve yansıtıcı düşünme gibi soyut ötesi düşünme özellikleriyle yakından ilgilidir. Bu bulgular hem gelecek bilimsel çalışmalara hem de yetişkinlerle yapılan eğitsel ve gelişimsel uygulamalara yön gösterici niteliktedir.

Atıf: Can, A. ve Özdoğru, A. A. (2025, Ekim 3-5). Üniversite öğrencilerinde epistemolojik inanç ve yansıtıcı düşünme ile çevrim içi öğrenme tutumları arasındaki ilişkiler [Sözlü bildiri sunumu]. 22. Ulusal Psikoloji Kongresi, Bursa, Türkiye. https://kongre.psikolog.org.tr/

Thursday, August 28, 2025

ECDP 2025

Relationships Between Health Status, Pandemic Fear, and Physical Activity in Turkish Older Adults

Asil Ali Özdoğru, Mehmet Furkan Talha Çakal, and Turgay Altunalan

The Coronavirus Disease (COVID-19), which emerged in 2019 and quickly became a global pandemic, has caused emotional and behavioral changes in older adults due to its high infectiousness and mortality risk. This study aimed to examine the relationship between the levels of physical activity, health status, and fear of pandemic among Turkish older adults during the COVID-19 period. Using a quantitative cross-sectional study design, data were collected from 201 participants, of whom 45% were women, with a mean age of 69.76 (SD = 8.05). Participants completed an online survey consisting of demographic questions and Turkish versions of Stanford Health Assessment Questionnaire, Fear of COVID-19 Scale, and Physical Activity Scale for the Elderly. Data collection took place from July to December 2021, while there were no restrictions on leaving house or public transportation for people aged 65 and over in Türkiye. The analyses showed that the level of physical activity in older adults was associated with certain demographic variables such as age, place of residence, and employment status. While there was a statistically significant negative correlation between the participants' health status and fear of the pandemic, the level of physical activity was positively correlated with fear of the pandemic and negatively correlated with health status. Among the participants with low levels of fear, those with higher health status had significantly higher levels of physical activity than those with lower health status. The same difference was not observed among the participants with high levels of fear. The findings of the study show the importance of physical health as well as the affective states in shaping the physical activity participation among older adults.

Citation: Özdoğru, A. A., Çakal, M. F. T., & Altunalan, T. (2026). Relationships between health status, pandemic fear, and physical activity in Turkish older adults. The Abstract Book of the 22nd European Conference on Developmental Psychology, 683. https://doi.org/10.15388/ECDP.2025

Friday, April 19, 2024

UPPK 2024

Ergenlerde Anne Baba Tutumları, Sosyodemografik Özellikler ve Suç Eğilimi Arasındaki İlişkilerin İncelenmesi

Havagül Aslan ve Asil Ali Özdoğru

Ergenlik dönemi, yaşanan hızlı fiziksel, bilişsel ve sosyal-duygusal değişimlerle çocukluktan yetişkinliğe geçişin gerçekleştiği önemli bir gelişim dönemidir. Bu dönemde anne babaların çocuklarıyla olan ilişkileri gelişimin seyri açısından büyük önem taşımaktadır. Yapılan araştırmalarda pozitif ebeveynlik davranışlarının ergenlerin beyin gelişimi (Whittle vd., 2014), yaşam doyumu (Li vd., 2023) ve ruh sağlığı (Tabak ve Zawadzka, 2017) gibi birçok gelişimsel çıktıyla ve evlilik istikrarı (Kang ve Jaswal, 2009) ve sosyoekonomik statü (Azad vd., 2014) gibi bazı sosyodemografik özelliklerle ilişkili olduğu görülmüştür. Bu araştırma çalışmasında ergenlerin anne baba tutumlarının sosyodemografik özellikleri ve suç eğilimleriyle olan ilişkisi incelenmiştir. İlişkisel tarama modelinde tasarlan bu araştırma kapsamında Zonguldak ilinin merkez ve çevre ilçelerinde öğrenim gören 235 lise öğrencisinden veri toplanmıştır. Yaş ortalaması 16,18 (SS=0,9) olan katılımcıların %69’u kız öğrencilerden oluşmaktadır. Katılımcılar kişisel bilgi formu, Ana Baba Tutum Ölçeği (Kuzgun ve Eldeleklioğlu, 1999) ve Ergenlerde Suça Yönelik Davranım Sorunları Ölçeği’nden (Gürsel, 1997) oluşan bir anketi tamamlamıştır. Elde edilen verilerin normal dağılım özelliği sergilediği görülmüş ve veri analizinde parametrik denence testleri kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre anne baba tutumu, sosyodemografik özellikler ve suç eğilimi arasında istatistiksel olarak anlamlı seviyede ilişkiler tespit edilmiştir. Anne baba tutumu, ergenlerin cinsiyet, okul türü, gelir düzeyi, anne eğitim durumu ve spor yapma özelliklerine göre farklılık göstermektedir. Koruyucu-istekçi anne baba tutumu ile suça eğilim arasında anlamlı bir negatif korelasyon bulunurken otoriter anne baba tutumu ve demokratik anne baba tutumu ile suça eğilim arasında anlamlı bir pozitif korelasyon bulunmuştur. Erkek, anne babası ayrı yaşayan, sigara ve uyuşturucu kullanan ergenlerin suça eğilim düzeylerinin istatistiksel olarak anlamlı seviyede daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın bulguları alanyazındaki bulgularla benzerlik ve farklılıklar göstermektedir. Anne baba tutumu ve suç eğiliminin sosyodemografik özellikler ile olan ilişkileri alanyazındaki bulgularla büyük oranda örtüşmekle beraber anne baba tutumu ve suç eğilimi arasındaki ilişkilerde bazı farklılıklar gözlenmiştir. Bu durum çalışmada kuramsal ve yöntemsel açılardan tartışılmıştır.

Atıf: Aslan, H. ve Özdoğru, A. A. (2024, Nisan 19-20). Ergenlerde anne baba tutumları, sosyodemografik özellikler ve suç eğilimi arasındaki ilişkilerin incelenmesi [Sözlü bildiri sunumu]. 6. Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi, İstanbul, Türkiye. https://ppcongress.com/

Friday, May 19, 2023

DKBK 2023

Erken Çocuklukta Fonolojik Farkındalık, Teknoloji Kullanımı ve Ebeveyn Tutumu: Bir Karma Yöntem Araştırması

Beyza Nur Akbulut ve Asil Ali Özdoğru

Fonolojik farkındalık, dilin fonetik yapısını tanıma ve değerlendirme becerisidir. Okuryazarlığın gelişiminde önemli ön becerilerden biri olan bu farkındalık çocuklarda iki yaşından itibaren görülebilmekle beraber üçüncü yılda belirginleşerek dört ve beş yaşlarında daha hızlı gelişir. Fonolojik farkındalığın gelişiminde çocuğun yaşı, anne babanın eğitim seviyesi, gebelik ve doğum süreci ile serbest zaman aktiviteleri gibi birçok etmenin önemli etkiye sahip olduğu bilinmektedir (Fröhlich vd., 2013). Bu araştırmada, altı ve yedi yaşındaki çocukların fonolojik farkındalık düzeylerinin çocukların teknoloji kullanımı ve anne babalarının ebeveyn tutumları ile olan ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada karma yöntem tasarımlarından kısmen karma sıralı baskın statülü tasarım kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu, İstanbul’da Millî Eğitim Bakanlığına bağlı resmî ilkokulların birinci sınıfında öğrenim gören 16’sı kız, 14’ü erkek ve yaşı 80-89 ay arası (Ort. = 84,50; SS = 2,60) olan 30 çocuk ve onların annelerinden oluşmaktadır. Çocukların fonolojik farkındalık düzeylerini belirlemek için çocuklara Yangın-Erdoğan-Erdoğan Fonolojik Farkındalık Ölçeği (Yangın vd., 2011) uygulanmıştır. Çocukların teknoloji kullanımını belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan Teknoloji Kullanım Anketi ile annelerin ebeveyn tutumlarını ölçmek üzere Karabulut Demir ve Şendil (2008) tarafından geliştirilen Ebeveyn Tutum Ölçeği annelere uygulanmıştır. Ayrıca çalışma grubundan seçilen dört anne ile yarı yapılandırılmış görüşme yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda elde edilen bulgularda çocukların fonolojik farkındalık düzeyleri ile teknoloji kullanımı ve ebeveyn tutumu arasında istatiksel olarak anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Gün içinde üç saat ve üzeri teknolojiyle vakit geçiren çocukların fonolojik farkındalık düzeyleri, gün içinde 1-2 saat arasında teknolojiyle vakit geçiren çocuklara kıyasla anlamlı derecede daha yüksek çıkmıştır. Ebeveyn tutumlarından sadece aşırı koruyucu ebeveyn tutumu ile çocukların fonolojik farkındalık düzeyleri arsında pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Çalışmanın nitel sonuçlarına göre annelerin ebeveyn tutumları hakkında farkındalık sahibi oldukları ve bu tutumlarını açıklarken alanyazına paralel ifadeler kullandıkları görülmüştür. Ayrıca çocukların dil gelişiminde teknoloji kullanımının ve ebeveyn tutumlarının etkili olduğu yönünde anne görüşleri gözlenmiştir. Bu bulgular alanyazın ışığında değerlendirildiğinde, fonolojik farkındalık, ebeveynlik tutumu ve teknoloji kullanımı arasındaki ilişkilere yönelik önceki araştırma bulgularıyla kısmen örtüşmektedir. Yapılacak yeni araştırmalarda teknoloji kullanımı ve ebeveyn tutumlarıyla ilişkili diğer değişkenlerin daha derinlemesine çalışılması yararlı olacaktır.

Atıf: Akbulut, B. N. ve Özdoğru, A. A. (2023, Mayıs 19-21). Erken çocuklukta fonolojik farkındalık, teknoloji kullanımı ve ebeveyn tutumu: Bir karma yöntem araştırması [Sözlü bildiri sunumu]. XI. Ulusal Dil ve Konuşma Bozuklukları Kongresi, İstanbul, Türkiye. https://www.dkbk.org/

Saturday, March 11, 2023

UPPK 2023 B

60-72 Aylık Çocukların Duygu Düzenleme ve Sosyal Becerileri Üzerinde Altı Oturumluk Bir Eğitim Uygulamasının Etkisi

Sevda Çekim ve Asil Ali Özdoğru

Erken çocukluk dönemindeki duygusal ve sosyal gelişim, ergenlik ve yetişkinlik dönemine de yansıyan etkileri nedeniyle yaşam boyu gelişimsel çıktılara sahiptir. Bu dönem, duygu düzenleme ve sosyal becerilerin gelişiminde önemli role sahip bir gelişim evresidir (Harrington vd., 2020). Bu araştırma çalışmasında altı oturumluk bir duygu düzenleme eğitimi programının 60-72 aylık çocukların duygu düzenleme ve sosyal becerilerinin gelişimindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yarı deneysel desen kullanılan bu araştırmanın çalışma grubunu 2021-2022 Eğitim-Öğretim Yılında Batman il merkezinde bulunan Milli Eğitime bağlı bağımsız bir anaokuluna devam etmekte olan yaş ortalamaları 66,27 ay (SS=3,61) olan otuz çocuk oluşturmaktadır. Deney grubunda yedi kız sekiz erkek toplam 15 çocuk, kontrol grubunda ise altı kız dokuz erkek olmak üzere toplam 15 çocuk yer almıştır. Deney grubunda yer alan çocuklara haftada bir 90 ila 120 dakikalık grup oturumundan oluşan altı haftalık bir eğitim programı uygulanırken kontrol grubundaki çocuklara uygulanmamıştır. Her iki grup ön test ve son test aşamalarında öğretmenleri tarafından Duygu Düzenleme Ölçeği (Batum ve Yağmurlu, 2007) ve Okul Öncesi Sosyal Beceri Değerlendirme Ölçeği (Ömeroğlu vd., 2014) ile değerlendirilmiştir. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri için Shapiro-Wilk Normallik Testi, Ki-Kare Testi, Mann-Whitney U Testi ve Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi uygulanmıştır. Analiz sonuçlarına göre duygu eğitimi uygulanan deney grubundaki çocukların sosyal beceri ve duygu düzenleme becerileri son test puanları kontrol grubundaki çocukların puanlarından istatistiksel olarak anlamlı seviyede daha yüksek bulunmuştur. Deney grubundaki çocukların ön test ve son test puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı seviyede farklılık bulunmuştur. Çalışmanın bulguları, uygulanan program içeriği ve uygulama koşulları ile kavramsal ve yöntemsel konular üzerinden tartışılmıştır.

Atıf: Çekim, S. ve Özdoğru, A. A. (2023, Mart 10-12). 60-72 aylık çocukların duygu düzenleme ve sosyal becerileri üzerinde altı oturumluk bir eğitim uygulamasının etkisi [Sözlü bildiri sunumu]. 5. Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi, İstanbul, Türkiye. https://ppcongress.com/

UPPK 2023 A

İstismar Mağduru Çocuğu Olan Annelerde Ebeveynlik Tutumu ve Travma Sonrası Gelişim

Nagihan Aluç ve Asil Ali Özdoğru

Çocuk istismarı sadece çocuklar için değil ebeveynler için de travmatik nitelikte bir yaşam olayıdır. Çocuğu istismara uğrayan ebeveynler kayıp ve yas deneyimleri ile travma sonrası stres belirtileri gibi tepkiler geliştirebilmektedir. Travmatik olayların ardından bireylerde sadece ruhsal zorluklar değil travma sonrası büyüme ve gelişim de gözlenebilmektedir. Travma sonrası gelişim, stresli olaylar ile mücadele etme sonucunda kişide ortaya çıkan pozitif psikolojik değişimler şeklinde tanımlanmaktadır (Tedeschi ve Calhoun, 2004). Travma sonrası gelişim deneyimlerinde kişide yaşanan olaydan fayda alma, kişisel kaynakların değerlendirilmesi, uyum sağlama becerisinin gelişmesi gibi olumlu değişimler görülmektedir. Anne babaların travma sonrası gelişimleri birçok etmenle ilişkili olabilmektedir (Dirik ve Ayas, 2018; Li vd. 2012). Alanyazında yer alan çalışmalarda çocuk istismarıyla ilgili olarak daha çok çocukların travma sonrası gelişimleri ele alınırken ebeveynlerin travma sonrası gelişimini inceleyen çalışmaların sayıca az olduğu görülmüştür. Bu çalışmada çocuğu istismara uğrayan annelerin travmatik nitelikteki bu yaşantının ardından gösterdikleri travma sonrası gelişim ve ebeveynlik tutumları arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Çalışma ilişkisel tarama modelinde olup kesitsel bir araştırmadır. Çalışma grubunda çocuğu anne dışında bir kişi tarafından istismar mağduru olan, Kocaeli İlindeki Sosyal Hizmet birimlerine durumu bildirilen ve değerlendirmesi yapılan çocukların anneleri yer almaktadır. Araştırmaya katılan 80 anneye demografik bilgi formu, Anababalık Stilleri ve Boyutları Ölçeği Kısa Formu ve Travma Sonrası Gelişim Ölçeği yüz yüze bir şekilde uygulanmıştır. Elde edilen verilerle yapılan analizlerde demokratik ebeveyn tutumu ile travma sonrası gelişim arasında pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu bulunmuştur. Demokratik ebeveyn tutumu, travma sonrası gelişimin alt boyutları olan başkalarıyla ilişkilerde değişiklik, hayat felsefesinde değişiklik ve kendini anlamadaki değişiklik ile de anlamlı bir ilişkiye sahiptir. Otoriter ve izin verici ebeveyn tutumları ile travma sonrası gelişim arasında anlamlı bir ilişki görülmemiştir. Çocukların uğradığı istismar sonrasında ebeveynlerdeki etkinin anlaşılması çocuğa ve aileye sağlanan destekle ilgili olması nedeniyle büyük önem taşımaktadır. Araştırmanın bulguları ilgili alanyazın temelinde tartışılarak sonuçlar, kısıtlılık ve yapılacak çalışmalara öneriler sunulmuştur.

Atıf: Aluç, N. ve Özdoğru, A. A. (2023, Mart 10-12). İstismar mağduru çocuğu olan annelerde ebeveynlik tutumu ve travma sonrası gelişim [Sözlü bildiri sunumu]. 5. Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi, İstanbul, Türkiye. https://ppcongress.com/

Friday, October 14, 2022

UPK 2022 Poster A

Üç Boyutlu Azim Ölçeği’nin Türkçe Uyarlama, Güvenirlik ve Geçerlik Çalışması

Şebnem Cen İçöz ve Asil Ali Özdoğru

GİRİŞ VE AMAÇ: Azim uzun süreli hedeflere ulaşabilmek için gereken kararlılık ve tutku olarak tanımlanan bir beceri ve kişilik özelliğidir. Yapılan araştırmalarda başarı ve performansın en önemli yordayıcılarından biri olarak öne çıkan azim, birçok kişilik özelliği ile ilişkili bulunmuştur. Alanyazındaki çalışmalarda kullanılan tek ve iki boyutlu ölçüm araçlarından farklı olarak geliştirilmiş olan Üç Boyutlu Azim Ölçeği, 10 madde ve gayrette ısrar, ilgide tutarlılık ve değişen koşullara uyum adında üç alt ölçekten oluşan özbildirime dayalı bir ölçüm aracıdır. Bu araştırmanın amacı Üç Boyutlu Azim Ölçeği’ni Türkçeye uyarlayarak geçerlik ve güvenirlik çalışmalarını yapmaktır. YÖNTEM: Araştırma grubu uygun örnekleme yöntemi ile çevrimiçi ankete katılan 18 yaş üstü 319 üniversite öğrencisinden oluşmuştur. Katılımcılara sosyodemografik form, Üç Boyutlu Azim Ölçeği Türkçe formu, On Maddeli Kişilik Ölçeği, Akademik Öz Yeterlik Ölçeği, Kariyer ve Yetenek Gelişimi Öz Yeterlik Ölçeği, Marlowe-Crowne Sosyal Arzu Edilebilirlik Ölçeği ve Aktif Erteleme Ölçeği uygulanmıştır. Yüz katılımcıya 21 gün arayla Üç Boyutlu Azim Ölçeği Türkçe formu tekrar uygulanmıştır. BULGULAR: Yapılan Açımlayıcı Faktör Analizi sonucunda toplam varyansın %66’sını açıklayan üç faktörlü bir yapıyla ölçeğin üç boyutlu yapısının korunduğu ve Doğrulayıcı Faktör Analizi sonucunda ise Türk kültüründe kullanmak için iyi uyum gösterdiği görülmüştür (x2/df=1.884, IFI=.970, NFI=.939, GFI=.963, CFI=.970, RMSEA=.053). Ölçüt bağıntılı geçerlik analizleri azim puanlarının dışadönüklük, sorumluluk, duygusal denge, akademik öz yeterlik, kariyer ve yetenek gelişimi öz yeterliliği ve sosyal arzu edilebilirlik ile orta düzeyde pozitif yönde, aktif erteleme davranışı ile orta düzeyde negatif yönde ve uyumluluk ve açıklık ile zayıf düzeyde pozitif yönde ilişkili olduğunu göstermektedir. Güvenirlik analizlerinde Cronbach Alfa (α=.653-.854) ve test tekrar test değerleri (r=.606-.798) ölçeğin kabul edilebilir iç tutarlılık ve değişmezlik özelliklerine sahip olduğunu göstermektedir. Ölçeğin sosyodemografik değişkenlerle yapılan korelasyon analizlerinde alanyazındaki sonuçlarla tutarlı sonuçlar elde edilmiştir. TARTIŞMA VE SONUÇ: Bu araştırmada ulaşılan sonuçlar Üç Boyutlu Azim Ölçeği Türkçe formunun yetişkinlerin azim özelliklerini değerlendirmede kullanılabilecek güvenilir ve geçerli bir ölçüm aracı olarak değerlendirilebileceğini göstermektedir.

Atıf: Cen İçöz, Ş. ve Özdoğru, A. A. (2022, Ekim 13-16). Üç Boyutlu Azim Ölçeği’nin Türkçe uyarlama, güvenirlik ve geçerlik çalışması [Poster sunumu]. 21. Ulusal Psikoloji Kongresi, İstanbul, Türkiye. https://www.dogus.edu.tr/upk2022

UPK 2022 Poster B

Erasmus Programının Gruplararası Ön Yargı ve 21. Yüzyıl Becerileri Üzerindeki Etkisinin Olaya İlişkin Potansiyeller ve Özbildirim Ölçümleriyle İncelenmesi

Asil Ali Özdoğru, Bernis Sütçübaşı, Günay Sağır ve Amine Nadide Ergün

GİRİŞ VE AMAÇ: Erasmus programı yükseköğretim kurumlarının birbirleri ile iş birliği yapmalarını teşvik eden bir Avrupa Birliği programıdır. Türkiye’den birçok öğrenci 2004 yılından bu yana bu program çerçevesinde Avrupa’da eğitim almaktadır. Bu çalışmada Erasmus programına katılmanın Türk öğrencilerin gruplararası ön yargı ve 21. yüzyıl beceri düzeylerine etkisi incelenmiştir. YÖNTEM: Bu amaç doğrultusunda ön test-son test eşleştirilmiş kontrol gruplu desende elektroensefalogram, özbildirim ölçekleri ve bireysel görüşme tekniği kullanılarak bir araştırma yapılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu İstanbul’daki bir vakıf üniversitesinde öğrenim gören benzer özelliklere sahip altısı deney beşi kontrol grubunda yer alan 11 öğrenci oluşturmaktadır. Deney grubundaki katılımcılar bir dönem Erasmus öğrenim hareketliliği programına katılırken kontrol grubundakiler katılmamıştır. Araştırmada gruplararası önyargı Örtük Çağrışım Testi sırasında elektroensefalografi ile kayıt edilen olaya ilişkin potansiyeller aracılığıyla ölçülmüştür. 21. yüzyıl becerileri ise Kültürlerarası Duyarlılık Ölçeği, Beliren Yetişkinliğin Boyutları Envanteri, Eleştirel Düşünme Eğilim Ölçeği, Finansal Okuryazarlık Tutum ve Davranış Ölçeği ile bireysel görüşme formu aracılığıyla ölçülmüştür. BULGULAR: Bulgulara göre, Erasmus deneyimi sonrası öncesine göre deney grubunda kontrol grubu ile karşılaştırıldığında örtük çağrışım testinde tepki sürelerinin kısaldığı ve N400 genliklerinin azaldığı gözlemlenmiştir. Ölçek ve görüşme verilerinde ise deney grubu lehine finansal okuryazarlık düzeylerinde anlamlı artış ile kişisel ve mesleki gelişim alanlarında olumlu deneyimler tespit edilmiştir. TARTIŞMA VE SONUÇ: Erasmus programının gruplararası ön yargı ve 21. yüzyıl becerilerine olumlu etkileri olabileceği görülmüştür. Bulgular alanyazındaki çalışmalar ışığında yöntem ve uygulama açısından tartışılmıştır.

Atıf: Özdoğru, A. A., Sütçübaşı, B., Sağır, G. ve Ergün, A. N. (2022, Ekim 13-16). Erasmus programının gruplararası ön yargı ve 21. yüzyıl becerileri üzerindeki etkisinin olaya ilişkin potansiyeller ve özbildirim ölçümleriyle incelenmesi [Poster sunumu]. 21. Ulusal Psikoloji Kongresi, İstanbul, Türkiye. https://www.dogus.edu.tr/upk2022

Thursday, October 13, 2022

UPK 2022 Panel

Psikolojide Büyük Takım Bilimi ve Türkiye'den Katkılar

Asil Ali Özdoğru

Psikolojide ve diğer disiplinlerde birçok önemli araştırma çalışmasının tekrarlanamaması ve yeniden üretilememesi sonucu 2010’lu yıllardan itibaren bir replikasyon krizi ortaya çıkmıştır. Bu kriz, kuram ve yöntem tartışmalarıyla beraber metabilim gibi yeni alan ve büyük takım bilimi gibi yeni uygulamaların gelişmesine yol açmıştır. Büyük takım bilimi, çeşitli laboratuvar, kurum, disiplin, kültür ve kıtalardan bir araya gelen çok sayıda araştırmacının dâhil olduğu bir yöntemdir. Psikolojide büyük takım bilimi yoluyla çeşitli çalışmaların tekrarının yapılmasının yanı sıra yeni araştırmalar da gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Bu tarz çalışmalarda yüzlerce araştırmacı çalışmaların tasarlanmasından yayımlanmasına kadar tüm aşamalarda işbirliğine girerek kaynak ve uzmanlık paylaşımı sağladığı gibi on binleri bulan büyük katılımcı sayılarıyla yüksek istatistiksel güç ve genellenebilirlik seviyelerini yakalayabilmektedir. Son yıllarda ortaya konan psikoloji araştırmalarının Batılı, eğitimli, sanayileşmiş, zengin ve demokratik toplulukları temsil etmesine yönelik eleştiriler için de büyük takım bilimi çözüm üretebilmektedir. Büyük araştırma takımlarının kurulması ve işletilmesinde çeşitli zorluklar olsa da son yıllarda aralarında Türkiye’den çok sayıda araştırmacının da yer aldığı bu işbirliklerinden elde edilen deneyimler sonraki çalışma ve büyük takım bilimi projeleri için yol gösterici niteliktedir.

1. Panel Başlığı: Psikolojide Büyük Takım Çalışmaları: Ne, Niçin ve Nasıl?
1. Panelist: Doç. Dr. Asil Ali ÖZDOĞRU, Üsküdar Üniversitesi

2. Panel Başlığı: Büyük Takım Bilimi: Global Bir Ağ Deneyiminden Yerel İşbirliklerine
2. Panelist: Dr. Öğr. Üyesi İlker DALGAR, Ankara Medipol Üniversitesi

3. Panel Başlığı: Değişen Bir Dünyada Sosyal Destek ve Yardım Arama Davranışı: Kültürlerarası Bir Çalışma
3. Panelist: Doç. Dr. İrem METİN-ORTA, Atılım Üniversitesi

4. Panel Başlığı: COVID-19 Pandemisi Bağlamında Bir Büyük Takım Çalışması Örneği
4. Panelist: Prof. Dr. Gülsen ERDEN, Ankara Üniversitesi

Atıf: Özdoğru, A. A., Dalgar, İ., Metin-Orta, İ. ve Erden, G. (2022, Ekim 13-16). Psikolojide büyük takım bilimi ve Türkiye'den katkılar [Panel oturumu]. 21. Ulusal Psikoloji Kongresi, İstanbul, Türkiye. https://www.dogus.edu.tr/upk2022

Wednesday, July 06, 2022

ECP 2022 C

Embodiment of Abstract Concepts in Right- and Left-Handers: A Replication Study

Asil Ali Özdoğru and Şahsenem Sarı

Theory of embodied cognition implies that human thoughts include mental models of bodily experiences. According to the body specificity hypothesis derived from this theory, individuals' different systematic interactions with their physical environment leads to different mental representations. In his test of this hypothesis with five experiments in 2009, Casasanto showed that right- and left-handed individuals made different concrete object preferences and abstract concept evaluations. This study is a direct replication of the first experiment of the original study in a Turkish sample. The study sample consisted of 164 adults, mostly working in the same organization, from İstanbul, Turkey. Nineteen of the participants were left-handed and 145 were right-handed. A paper-pencil questionnaire including demographic questions and the experimental task were administered to participants in their workplace. In the experimental task, participants were presented with a written depiction of a fictional character’s good or bad evaluations of two animals. On the next page, participants were asked to draw the related animals from the character’s point of view in two empty boxes placed next to each other. Our findings showed that 63% (103 out of 164) of all participants placed the good animal on their dominant side. Additionally, 89% (17 out of 19) of left-handers placed the good animal in the left box and 59% (86 out of 145) of right-handers did the same for the right box. These findings were statistically significant as tested by sign tests. These findings indicate that adults associate positive thoughts with their dominant side and negative thoughts with their nondominant side. Successfully replicating Casasanto's findings in a Turkish sample, this study shows that individuals with different body habits develop corresponding mental representations in consistency with predictions of the body specificity hypothesis.

Citation: Özdoğru, A. A., & Sarı, Ş. (2022, July 5-8). Embodiment of abstract concepts in right- and left-handers: A replication study [Conference presentation]. 17th European Congress of Psychology, Ljubljana, Slovenia. https://www.ecp2022.eu

Media: Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Çalışmalarıyla Avrupa Psikoloji Kongresinde! (2022, Temmuz 7). Üsküdar Haber Ajansı. https://uskudar.edu.tr/tr/icerik/8143/uskudar-universitesi-psikoloji-bolumu-calismalariyla-avrupa-psikoloji-kongresinde

ECP 2022 B

An Extended Replication of Death Thought Suppression in a Turkish Sample

Asil Ali Özdoğru and Şevval Osmanoğlu

According to terror management theory, individuals experience cognitive discomfort when they think about the inevitability of death. When mortality becomes salient, individuals suppress thoughts of death through cultural beliefs and values that give them meaning in life and a sense of personal value or self-esteem. In some studies with death primes, individuals were found to have higher accessibility of death thoughts after a delay in the task due to cessation of suppression. In their study in 2012, Trafimow and Hughes found that death thought accessibility was higher in no delay condition than the delay condition. As part of an international registered replication, this study aimed to replicate that finding in a Turkish sample with additional variables. A group of 106 Turkish university students (90% female, mean age 24.3) responded to an online questionnaire. Experimental group was asked to think and write about their own death (n = 50), while the control group was asked about dental pain (n = 56). In the delay condition, half of all participants (n = 49) read an unrelated brief news article. After the stimuli, participants were given either a word generation or completion tasks including death related words. Additionally, participants completed the Rosenberg Self-Esteem Scale (RSES) and the Sense of Humor Scale (SHQ-6-R). Results. We found that the experimental group generated significantly more death-related words than the control group. In both experimental and control groups, there was no significant difference between the two delay conditions or the two word task groups in the amount of death-related words. Number of death-related words were not significantly associated with the RSES or SHQ-6-R scores. Our findings did not replicate the findings of the original study. Theoretical and methodological implications were discussed.

Citation: Özdoğru, A. A., & Osmanoğlu, Ş. (2022, July 5-8). An extended replication of death thought suppression in a Turkish sample [Conference presentation]. 17th European Congress of Psychology, Ljubljana, Slovenia. https://www.ecp2022.eu

Media: Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Çalışmalarıyla Avrupa Psikoloji Kongresinde! (2022, Temmuz 7). Üsküdar Haber Ajansı. https://uskudar.edu.tr/tr/icerik/8143/uskudar-universitesi-psikoloji-bolumu-calismalariyla-avrupa-psikoloji-kongresinde

ECP 2022 A

Trust in Algorithms and Statistical Literacy in Low- and High-Stake Contexts

Asil Ali Özdoğru and Merve Büşra Çetin

Many organizations and governments around the world are collecting large amounts of data and using various algorithms to process data and make decisions. These algorithms have important consequences as they are trusted to assist decision making in many contexts. Individuals’ trust in algorithms can be shaped by many personal and contextual factors. Since algorithms have a statistical nature and different levels of explainability, statistical literacy, which is individuals’ ability to understand statistical and probabilistic information, may play a role in their trust in algorithms. Individuals’ trust can also show variation depending on the context of decisions. Low-stake situations such as a restaurant reservation and high-stakes situations such as employment decisions can have different effects on trust. This study tested the effects of statistical literacy, degree of explainability, and decision context on Turkish university students’ level of trust in algorithms. A total of 110 students (95 females, 14 males, 1 unknown) from a foundation university in İstanbul participated in the study. Participants responded to an online survey including basic demographic questions, six items on trust in algorithms, 14 items on statistical literacy, and two items about 12 scenarios featuring algorithms with different levels of explainability and context. Half of the participants (n = 52) received low-stake scenarios with explainability and high-stake scenarios without explainability, while others (n = 58) received low-stake scenarios without explainability and high-stake scenarios with explainability. There was no statistically significant correlation between trust in algorithms and statistical literacy scores. Trust in algorithm ratings in the scenarios did not significantly differ between explainability conditions. On the other hand, trust ratings in high-stake scenarios were significantly lower than the low-stake ones. Results show that individuals’ tendency to trust in algorithms is not related to their levels of statistical literacy but related to context of algorithms in use.

Citation: Özdoğru, A. A., & Çetin, M. B. (2022, July 5-8). Trust in algorithms and statistical literacy in low- and high-stake contexts [Conference presentation]. 17th European Congress of Psychology, Ljubljana, Slovenia. https://www.ecp2022.eu

Media: Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Çalışmalarıyla Avrupa Psikoloji Kongresinde! (2022, Temmuz 7). Üsküdar Haber Ajansı. https://uskudar.edu.tr/tr/icerik/8143/uskudar-universitesi-psikoloji-bolumu-calismalariyla-avrupa-psikoloji-kongresinde

Friday, March 18, 2022

UPPK 2022 C

Uluslararası Uzamış Yas Bozukluğu Ölçeği Türkçe Formunun Güvenirlik ve Geçerlik Çalışması

Asil Ali Özdoğru ve Beyzanur Yalçın

Yas, sevilen bir kişinin ölümü ya da değer verilen nesne, hedef veya ilişkinin yitirilmesi gibi olaylarda gelişen kayıp algısına karşı verilen bedensel, psikolojik ve sosyal tepkilerdir. Bu tepkiler normal olmakla beraber altı aydan uzun süren ve işlev kaybına yol açan şiddetli deneyimler uzamış yas bozukluğu olarak değerlendirilmektedir. Uluslararası Uzamış Yas Bozukluğu Ölçeği (UUYBÖ), Dünya Sağlık Örgütünün Uluslararası Hastalık Sınıflandırma Sistemi ICD-11’e göre geliştirilmiş bireysel farklılıkların yanı sıra kültürel özellikleri de dikkate alan bir ölçüm aracıdır. Bu çalışmada UUYBÖ’nün Türkçe uyarlamasının yapılarak güvenirlik ve geçerlik analizlerinin yapılması hedeflenmiştir. UUYBÖ, 13 ana madde, bir kültürel madde, bir süre maddesi ve 20 ek maddeden oluşan beşli Likert tipi bir özbildirim ölçeğidir. İngilizce aslından Türkçe’ye çeviri ve geri çeviri yöntemiyle uyarlanan ölçek, çoğunluğu üniversite öğrencisi ve yüzde 83’ü kadın toplam 354 yetişkin katılımcıya uygulanmıştır. Yaşları 18 ila 53 arasında değişen katılımcıların yaş ortalaması 24,37’dir (SS=6,04). Katılımcılara UUYBÖ’nün yanı sıra Uzamış Yas Ölçeği (UYÖ-13), Hasta Sağlık Anketi (HSA-9) ve Yaygın Anksiyete Bozukluğu Testi (YAB-7) uygulanmıştır. Yapılan analizlerde UUYBÖ’nün özdeğeri 5,81 olan ve toplam varyansın %45’ini açıklayan bir faktöre sahip olduğu görülmüştür. UUYBÖ yas şiddeti genel puanı ile UYÖ-13, HSA-9 ve YAB-7 ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ,455 ila ,834 arasında değişen pozitif korelasyonlar elde edilmiştir. UUYBÖ’nin Cronbach Alfa katsayısı da ,890 olarak hesaplanmıştır. Elde edilen bulgulara göre UUYBÖ, orijinal ölçekte olduğu gibi tek faktörlü bir yapıya sahip, ölçüt geçerliği bulunan ve yüksek güvenirlik seviyesine sahip bir ölçek olarak değerlendirilebilir. UUYBÖ Türk yetişkinlerin uzamış yas tepkilerini uluslararası ölçütlere göre değerlendirmede yeterli psikometrik özelliklere sahip bir ölçüm aracı olarak araştırmacı ve uygulamacılar tarafından kullanılabilir.

Atıf: Özdoğru, A. A. ve Yalçın, B. (2022, Mart 18-19). Uluslararası Uzamış Yas Bozukluğu Ölçeği Türkçe formunun güvenirlik ve geçerlik çalışması [Sözlü bildiri sunumu]. 4. Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi, İstanbul, Türkiye. https://ppcongress.com/

UPPK 2022 B

Çocuk Yaşta Evlenmiş Genç Yetişkinlerde Çift Uyumu ve Aile Bütünlük Duygusu

Birol Yılmaz ve Asil Ali Özdoğru

Çocuk yaşta evlilik oranları Türkiye’de yıllar içinde düşüş göstermiş olmakla beraber hala gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere kıyasla yüksek seviyelerdedir. Çocuk yaşta evlilik yapan bireylerin ve özellikle kadınların bireysel gelişimi ve aile işlevleri olumsuz etkilere maruz kalmaktadır. Aile işlevselliği hem bireylerin hem de ailelerin mutluluk ve iyi oluşlarıyla ilgili olarak pozitif psikoloji kuram, araştırma ve terapilerinde ele alınmaktadır (Conoley vd., 2015; Sheridan ve Burt, 2009). Aile bütünlük duygusu, ailenin yaşamlarını anlaşılabilir, yönetilebilir ve anlamlı bulmasıdır (Antonovsky, 1997). Bu çalışmada çocuk yaşta evlilik yapmış genç yetişkinlerin çift uyumu ve aile bütünlük duygusu araştırılmıştır. Bu amaçla araştırmanın çalışma grubunu, 18 yaşın altında evlenmiş ve mevcut yaşı 45'i geçmeyen 40’ı kadın (%63,5) ve 23’ü (%36,5) erkek toplam 63 katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcıların yaş aralığı 18-45 ve yaş ortalaması 36,83’tür (SS=7,19). Katılımcılara kişisel bilgi sorularının yanı sıra Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği (YÇUÖ) ve Aile Bütünlük Duygusu Ölçeği (ABDÖ) Kısa Formu çevrimiçi olarak uygulanmıştır. Veriler normal dağılım özelliği gösterdiği için parametrik denence testleriyle analiz edilmiştir. Bu çalışmadaki ABDÖ toplam ve YÇUÖ toplam puan ortalamaları diğer çalışmalardaki puanlarla karşılaştırıldığında erken evlilik yapmış bireylerin puanlarının erken evlilik yapmamış olanlardan istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşük olduğu bulunmuştur. ABDÖ toplam puanı ile YÇUÖ Uzlaşım alt ölçek puanı arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Erkeklerin ABDÖ toplam puanının kadınlara göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Evlenme biçimi ve algılanan anne baba tutumu ile ABDÖ toplam puanı ve YÇUÖ Uzlaşım alt ölçek puanları arasında anlamlı ilişkiler gözlenmiştir. Bu çalışma sonucunda çocuk yaşta yapılmış evliliklerde aile bütünlüğü ve çift uyumlarının daha düşük olduğu, kadınların aile bütünlüğü duygusunun erkeklere göre daha düşük olduğu ve aile bütünlüğü ile çift uyumunun bazı demografik özelliklerle ilişkili olduğu görülmüştür. Bu bulgular alanyazındaki birçok çalışma ile uyumluluk arz etmekle beraber konu hakkında daha çok çalışmaya ihtiyaç bulunmaktadır.

Atıf: Yılmaz, B. ve Özdoğru, A. A. (2022, Mart 18-19). Çocuk yaşta evlenmiş genç yetişkinlerde çift uyumu ve aile bütünlük duygusu [Sözlü bildiri sunumu]. 4. Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi, İstanbul, Türkiye. https://ppcongress.com/

UPPK 2022 A

Halk Eğitim Merkezi Kurslarına Katılan Yetişkinlerde Serbest Zaman Doyumu, Akış Deneyimi ve İyi Oluş

Gülser Beyhan Baştürk ve Asil Ali Özdoğru

Yaygın eğitim kurumlarında verilen eğitimler yetişkinlerin yaşam boyu öğrenme ve gelişimlerini desteklemektedir. Bu çalışmada halk eğitim merkezlerindeki kurslara katılan yetişkinlerin serbest zaman doyumu, akış deneyimi ve iyi oluş düzeylerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla Bursa ilindeki Nilüfer ve İnegöl Halk Eğitim Merkezlerine devam eden yüzde 81’i kadın toplam 159 kursiyere anket uygulaması yapılmıştır. Katılımcıların yaş aralığı 18-65 ve yaş ortalaması 34,5‘tir (SS=11,7). Çalışmada veri toplama araçları olarak sosyodemografik sorulara ek olarak Serbest Zaman Doyum Ölçeği, PERMA Ölçeği, Flow Yaşantısı Ölçeği kullanılmıştır. Normal dağılım özelliği göstermeyen verilerin analizinde parametrik olmayan hipotez testleri kullanılmıştır. Analizler sonucunda serbest zaman doyumu, akış deneyimi ve iyi oluş düzeylerinin cinsiyet, eğitim durumu, ekonomik durum ve medeni durum gibi bazı değişkenlere göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir. Sosyal-kültürel kurslara katılan kursiyerlerin iyi oluş ve serbest zaman doyum puanları mesleki-teknik kurslara katılan kursiyerlerin puanlarından anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur. Serbest zaman doyumu, akış deneyimi ve iyi oluş arasında pozitif yönde, zayıf ve orta düzeylerde anlamlı korelasyonlar tespit edilmiştir. Çoklu regresyon analizi sonucunda serbest zaman doyumu ve akış deneyiminin iyi oluşu %20,8 oranında yordadığı bulunmuştur. Araştırmanın bulguları pozitif psikoloji ve eğitim psikolojisi alanları temel alınarak tartışılmış, sonuçlarda araştırmanın kısıtlılıkları ve gelecek araştırmalara yönelik öneriler sunulmuştur.

Atıf: Beyhan Baştürk, G. ve Özdoğru, A. A. (2022, Mart 18-19). Halk eğitim merkezi kurslarına katılan yetişkinlerde serbest zaman doyumu, akış deneyimi ve iyi oluş [Sözlü bildiri sunumu]. 4. Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi, İstanbul, Türkiye. https://ppcongress.com/

Saturday, December 18, 2021

EMAK 2021

Okul Öncesi Öğretmenlerinin Karakter Eğitimi Yetkinlik İnançları İle Öğrencilerinin Değerleri Arasındaki İlişki

Eylem Bakır ve Asil Ali Özdoğru

Okul öncesi dönem, çocuğun karakter ve değerlerinin gelişimindeki önemli dönemlerden biridir. Bu dönemde ailenin yanı sıra okul öncesi öğretmenlerinin çocuklara sundukları destek ve katkılar çok önemlidir. Okul öncesi öğretmenlerinin mesleki yeterlik ve yetkinlikleri de çocukların değer gelişimi açısından önemli etkiye sahiptir. Bu çalışmanın temel amacı okul öncesi öğretmenlerinin karakter eğitimi yetkinlik inançlarının öğrencilerinin değerleriyle olan ilişkisini incelemektir. İlişkisel tarama modelinde tasarlanan bu araştırma çalışması, İstanbul’un Anadolu yakasında yer alan Beykoz, Kadıköy ve Ümraniye ilçelerinde Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı anasınıfları ve özel okullar olmak üzere toplam 12 okul öncesi eğitim kurumunda yürütülmüştür. Araştırma kapsamında bu kurumlarda görev yapan 30 okul öncesi öğretmeninden ve onların 253 öğrencisi hakkında velilerinden anket yoluyla veri toplanmıştır. Çalışmada aile ve öğretmen demografik bilgi formu, Karakter Eğitimi Yetkinlik İnancı Skalası (KEYİS) ve Okul Öncesi Değer Ölçeği (OÖDÖ) Aile ve Öğretmen Formu kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre öğretmenlerin KEYİS ve OÖDÖ Öğretmen Formu puanları yaş, kurum türü, kıdem, sınıf mevcudu, değerler eğitimine yönelik ders ve hizmet içi eğitim değişkenlerine göre farklılık göstermemektedir. OÖDÖ Aile Formu puanları cinsiyet, eğitim, gelir düzeyi, çocuğa yakınlıkları, okul öncesi eğitim alan çocuk sayısı, meslek değişkenlerine göre farklılık göstermezken yaş ve kurs değişkenlerinde farklılık göstermektedir. OÖDÖ Öğretmen ve Aile Formlarının bazı değer alt boyutlarında anlamlı pozitif korelasyonlar görülmüştür. KEYİS puanları ile OÖDÖ Aile Formu dostluk değer alt boyut puanları arasında da anlamlı pozitif korelasyonlar bulunmuştur. Araştırmanın bulguları alanyazındaki bazı çalışmaların sonuçlarıyla tutarlılık arz etmektedir. Bulgular ilgili araştırmalar ışığında tartışılmış ve sonuç bölümünde önerilerde bulunulmuştur.

Atıf: Bakır, E. ve Özdoğru, A. A. (2021, Aralık 18-19). Okul öncesi öğretmenlerinin karakter eğitimi yetkinlik inançları ile öğrencilerinin değerleri arasındaki ilişki [Sözlü bildiri sunumu]. Eğitimde Mükemmeliyet Araştırmaları Kongresi, İstanbul, Türkiye. https://emak.fsm.edu.tr/

Saturday, October 09, 2021

PDR 2021 B

Beş Oturumluk Bir Psikososyal Destek Programının Mülteci ve Türk Ortaokul Öğrencileri Üzerindeki Etkisi

Hanife Büşra Feyizoğlu Doğrusadık ve Asil Ali Özdoğru

Türkiye, 2021 yılı itibarıyla 3,7 milyonun üzerindeki mülteci nüfusuyla dünyanın en çok mülteciye ev sahipliği yapan ülkesidir. Çoğunluğu Suriyeli ve %47’si 0-18 yaş arası çocuklardan oluşan mültecilerin temel ihtiyaçlarıyla beraber psikososyal açıdan desteklenmesi gereklidir. Bu çalışmanın amacı Türkiye’deki Suriyeli mülteci öğrencilerin ve birlikte eğitim gördükleri Türk öğrencilerin psikososyal gelişimlerini desteklemeye yönelik beş oturumluk bir psikososyal destek programının katılımcı çocuklar üzerindeki etkisini incelemektir. Program İstanbul Sultanbeyli ilçesinde yer alan bir devlet okulunda beşinci sınıfta öğrenim gören 34 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Seçkisiz olarak belirlenen yedisi Türk, dokuzu Suriyeli 16 öğrenci deney grubuna, yedisi Türk on biri Suriyeli 18 öğrenci kontrol grubuna atanmıştır. Deney grubundaki katılımcılarla haftada bir 90 dakikalık yüz yüze grup oturumları düzenlenmiştir. Her iki gruba da ön test ve son test aşamalarında Çocuklarda Umut Ölçeği, Çocuklar İçin Sosyal Anksiyete Ölçeği, Stirling Çocuklar için Duygusal ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği ile sadece Türk öğrencilere Mülteci Öğrencilere Yönelik Tutum Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmanın bulgularına göre deney ve kontrol gruplarının son test aşamasındaki umut, sosyal anksiyete ile duygusal ve psikolojik iyi oluş puanlarında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığa rastlanmamıştır. Ön test ve son test puan farkına bakıldığında, kontrol grubunun ve Suriyeli katılımcıların sosyal anksiyete ile duygusal ve psikolojik iyi oluş puanlarında anlamlı bir artış görülmüştür. Mülteci öğrencilere yönelik tutumlarda ise hem deney hem de kontrol grubunda olumlu yönde anlamlı bir artış gözlemlenmiştir. Bu bulgular, programın süre ve içeriğiyle ilgili bazı düzenlemelerin gerekliliğine işaret etmekle beraber alanyazındaki diğer çalışmalarla kıyaslandığında bazı benzerlik ve farklılıklar göze çarpmaktadır. Çalışmanın bulguları uygulanan programın içeriği ve uygulama koşulları ile kavramsal ve yöntemsel konular üzerinden tartışılmıştır.

Atıf: Feyizoğlu Doğrusadık, H. B. ve Özdoğru, A. A. (2021, Ekim 7-10). Beş oturumluk bir psikososyal destek programının mülteci ve Türk ortaokul öğrencileri üzerindeki etkisi [Sözlü bildiri sunumu]. 22. Uluslararası Psikolojik Danışma ve Rehberlik Kongresi, Muş, Türkiye. https://pdrkongre2021.pdr.org.tr/


The Effect of a Five-Session Psychosocial Support Program on Refugee and Turkish Middle School Students

Turkey is the world's largest refugee-hosting country, with a refugee population of over 3.7 million as of 2021. Refugees, the majority of whom are Syrians and 47% of whom are children between the ages of 0-18, need psychosocial support along with their basic needs. The aim of this study is to examine the effect of a five-session psychosocial support program to support the psychosocial development of Syrian refugee students in Turkey and Turkish students they study with, on participating children. The program was carried out with 34 students studying in the fifth grade in a public school located in the Sultanbeyli district of İstanbul. Sixteen students (seven Turkish and nine Syrians) were randomly assigned to the experimental group and 18 students (seven Turkish and eleven Syrians) were randomly assigned to the control group. 90-minute face-to-face group sessions were held once a week with the participants in the experimental group. Children's Hope Scale, Social Anxiety Scale for Children, Stirling Children's Wellbeing Scale, and, only for Turkish students, Attitude Towards Refugee Students Scale were administered to both groups during the pre-test and post-test stages. According to the findings of the study, no statistically significant difference was found in hope, social anxiety, and emotional and psychological well-being scores of the experimental and control groups at the post-test stage. In terms of the difference between pre-test and post-test scores, a significant increase was observed in the social anxiety and emotional and psychological well-being scores of the control group and Syrian participants. A significant positive increase was observed in attitudes towards refugee students in both the experimental and control groups. These findings point out the necessity of some changes in the duration and content of the program, additionally, there are some similarities and differences when compared to other studies in the literature. The findings of the study were discussed in relation to content and application conditions of the applied program and conceptual and methodological issues.

Citation: Feyizoğlu Doğrusadık, H. B., & Özdoğru, A. A. (2021, October 7-10). The effect of a five-session psychosocial support program on refugee and Turkish middle school students [Oral paper presentation]. 22nd International Congress on Psychological Counseling and Guidance, Muş, Turkey. https://pdrkongre2021.pdr.org.tr/

PDR 2021 A

Çocuk Odaklı Sosyal Uyum Ölçeğinin Geliştirilmesi

Asil Ali Özdoğru, Sırrı Akbaba ve Ebulfez Süleymanlı

Sosyal uyum bir bireyin veya grubun kendi özgür iradesiyle diğer gruplarla ortak bir sosyal hayat yaşamak için ortak amaçlarla hareket etmesi olarak tanımlanmaktadır. Türkiye gibi yoğun göç olan ülkelerde göçmen çocuk ve gençlerin sosyal uyum süreçleri birey ve ailelerin ruh sağlığı ve sosyal entegrasyonu açısından oldukça önemlidir. Bu çalışmada Türkiye’de yer alan göçmen ve yerli çocukların sosyal uyum düzeylerini ölçmeye yönelik bir özbildirim ölçeğinin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Çocuk Odaklı Sosyal Uyum Ölçeği (ÇOSUÖ) adı verilen bu ölçeğin geliştirilmesinde yazarlar tarafından alanyazında belirlenen dokuz temayla ilgili 89 maddelik bir Türkçe madde havuzu geliştirilmiştir. Madde havuzu beş kişilik bir uzman görüşüne sunulmuş ve bazı madde ifadeleri yeninden düzenlenmiştir. Kapsam Geçerlik Oranları ile tema temsiliyeti göz önüne alınarak beşli Likert tipinde 27 maddelik bir deneme formu ortaya çıkarılmıştır. Deneme formu bir grup çocuğa uygulandıktan sonra olumsuz ifadeli ters maddeler olumlu ifadeye çevrilmiştir. Ölçeğin 27 maddelik sürümü Türk Kızılay tarafından uygulanan çocuk programlarına katılan 10-18 yaş aralığındaki 838 yerli ve göçmen çocuğa Türkçe ve Arapça olarak uygulanmıştır. Uygulama verileri madde ve faktör analizleriyle incelendiğinde 13 maddenin ölçekten çıkartılması, nihai ölçeğin geriye kalan 14 madde ve iki faktörden oluşması kararlaştırılmıştır. Birinci faktör “düzen” adı verilen 9 maddelik ilk alt ölçeği, ikinci faktör ise “ilişkiler” adı verilen 5 maddelik ikinci alt ölçeği ortaya koymaktadır. Ölçeğin Cronbach Alfa güvenirlik katsayısı toplam ölçek için .879, düzen alt ölçeği için .865 ve ilişkiler alt ölçeği için ise .769 olarak hesaplanmıştır. ÇOSUÖ ölçek puanları Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçek puanlarıyla pozitif ve anlamlı bir ilişki içindedir. Bu bulgular göz önüne alındığında Çocuk Odaklı Sosyal Uyum Ölçeği göçmen ve yerli çocukların sosyal uyum düzeylerini ölçmede kullanılabilecek güvenilir ve geçerli bir ölçüm aracı olarak değerlendirilebilir.

Atıf: Özdoğru, A. A., Akbaba, S. ve Süleymanlı, E. (2021, Ekim 7-10). Çocuk Odaklı Sosyal Uyum Ölçeğinin geliştirilmesi [Sözlü bildiri sunumu]. 22. Uluslararası Psikolojik Danışma ve Rehberlik Kongresi, Muş, Türkiye. https://pdrkongre2021.pdr.org.tr/


Development of the Child-Focused Social Cohesion Scale

Social cohesion is defined as an individual's or group's free will to act with common goals in order to live a common social life with other groups. Social adaptation processes of migrant children and youth are very important in terms of mental health and social integration of individuals and families in countries such as Turkey with intensive migration. In this study, it was aimed to develop a self-report scale to measure the social adjustment levels of immigrant and native children in Turkey. For the development of this scale, which is called the Child-Focused Social Cohesion Scale (CFSCS), an item pool of 89 Turkish items related to nine themes derived from the literature was developed by the authors. The item pool was presented to a five-person expert opinion and wordings of some item were edited. A 27-item five-point Likert-type trial form was developed by taking the Content Validity Rates and thematic representation into account. After the trial form was administered to a group of children, negative items were converted to positive items. The 27-item version of the scale was applied in Turkish and Arabic to 838 local and immigrant children between the ages of 10-18 who participated in the children's programs implemented by the Turkish Red Crescent. As a result of item and factor analysis on this data, it was decided that 13 items were removed from the scale and the final scale would consist of the remaining 14 items and two factors. The first factor reveals the first subscale of 9 items called "order", and the second factor reveals the second subscale of 5 items called "relationships". The Cronbach Alpha reliability coefficient of the scale was calculated as .879 for the total scale, .865 for the order subscale and .769 for the relations subscale. CFSCS scores were found to have a positive and significant relationship with Multidimensional Scale of Perceived Social Support scores. Considering these findings, the Child-Focused Social Cohesion Scale can be considered as a reliable and valid measurement tool that can be used to measure the social cohesion levels of immigrant and native children.

Citation: Özdoğru, A. A., Akbaba, S., & Süleymanlı, E. (2021, October 7-10). Development of the Child-Focused Social Cohesion Scale [Oral paper presentation]. 22nd International Congress on Psychological Counseling and Guidance, Muş, Turkey. https://pdrkongre2021.pdr.org.tr/

Friday, July 23, 2021

ICP 2020+ B

Family Functioning and Mental Health Among Turkish University Students

Asil Ali Özdoğru and Melahat Özge Şimşek

OBJECTIVE: Interactions between family members are quite important for individuals’ mental health characteristics. Family adaptation and cohesion were found to promote positive mental health outcomes. On the other hand, problematic family relationships can lead to emotional and behavioral problems among family members. This study aims to explore the relationships between family functioning and mental health conditions of Turkish university students. METHODS: The participants of the study were 263 psychology undergraduate students (33 males and 230 females) at a foundation university in İstanbul. Students completed Turkish versions of the Family Adaptability and Cohesion Scale (FACES-IV) and the Strengths and Difficulties Questionnaire (SDQ). FACES-IV is a 42-item measure that assesses adaptability and cohesion dimensions of family dynamics on a 5-point Likert scale that include six subscales of balanced cohesion, balanced flexibility, disengaged, enmeshed, rigid, and chaotic. SDQ is a 25-item scale that assesses broad strengths and weaknesses regarding emotional and interpersonal adjustment on a 3 point Likert scale that include subscales of emotional symptoms, conduct problems, hyperactivity, peer problems, prosocial behavior, and also a total difficulty score. RESULTS: Correlation analyses showed that there were statistically significant relationships between FACES-IV and SDQ subscale scores. SDQ difficulty scores were negatively correlated with cohesion, flexibility, communication, and satisfaction but positively correlated with disengagement, rigidity, and chaotic. SDQ prosocial behavior scores were positively correlated with cohesion, flexibility, communication, and satisfaction but negatively correlated with disengagement and chaotic. CONCLUSIONS: Findings showed that family functioning has a meaningful relationship with mental health characteristics of Turkish university students. Mental health was positively related to family cohesion, flexibility, communication, and satisfaction, on the other hand, had a negative relationship with disengaged, rigid, and chaotic family functioning. These results add support to earlier findings on the relationship between family interactions and mental health and offer new questions for future studies.

Citation: Özdoğru, A. A., & Şimşek, M. Ö. (2023). Family functioning and mental health among Turkish university students [Conference presentation abstract]. International Journal of Psychology, 58(S1), 513. https://doi.org/10.1002/ijop.13020